ALIŞVERİŞ SEPETİ 0
Sepeti Boşalt
Türkiye'de Animasyon (Canlandırma Sineması)
Türkiye'de canlandırma sinemasının ilk denemeleri 1948-49 yılları arasında Vedat Ar'ın yöneticiliğini yaptığı bir kursla başlar. Kursa, Semih Balcı, oğlu ve Eflatun Nuri'de katılıır. Fakat kurs bazı nedenlerle film yapımına geçilemeden dağılır. Aynı yıllarda Yüksel Ünsal'ın yönetiminde "Evvel Zaman İçinde" ve "Nasrettin Hoca" filmleri yapılır. Ancak ne yazık ki filmlerin bazı kısımları laboratuvar işlemleri için gönderildiği ABD'de kaybolur (Balcıoğlu 1987: 14). Daha sonra Vedat Ar "Filmar'' adlı bir stüdyo kurmuş ve burada bir yandan 2-3 dakikalık canlandırma filmleri üretirken, diğer yandan da değişik biçim araştırmaları yapmıştır.

Filmar ile birlikte sinema için reklam filmleri hazırlamak amacıyla kurulmuş bir başka firma ise İstanbul Reklam Ajansı'dır. İstanbul Reklam Ajansı ilk dönemlerinde karikatür sanatçılarına çizgi filmler hazırlatır, görülen ilgi üzerine kadrosunu genişleterek üretimini arttırır. Ancak canlandırma sanatının en basit ilkelerinin bile bilinmediği bu dönemde üretilen çizgi filmler özgün ve kaliteli değildir. Bu yüzden, yurtdışına giden çizerleri bilgi ve görgülerini arttırarak ürünlerinin teknik ve estetik değerlerini yükseltmeye çalışmışlardır. (Aygenç 1990: 19)
İstanbul Reklam Ajansı ı981 yılına kadar çalışmalarını sürdürmüş; barındırdığı sanatçıların ayrılarak kendi stüdyolarını kurmaları nedeni ile kapanmıştır
(Tüzün 1989: LO).



Canlandırma filmi üretimine katkıda bulunmuş diğer kuruluşlar arasında Radar Reklam ve Kare Reklam sayılabilir. Kare Reklam'ı Ali Ulvi başta olmak üzere çeşitli karikatüristler bir araya gelerek kurmuşlar fakat bu stüdyo daha sonra dağılmıştır. Karikatür Reklam ise yerini bir takım değişikliklerle Stüdyo Çizgi'ye bırakır. Stüdyo Çizgi'de; Yalçın Çetin "Evliya Çelebi" ve "Karagöz" gibi tiplerini gerçekleştirir (Yetkiner 1973: 32-33). Ferruh Doğan ve Oğuz Aral gibi karikatüristler de "Canlı Karikatür" stüdyolarında "Koca Yusuf' ve "Direklerarası"nı çizmişlerdir (Aygenç 1990: 20).
Resim 13. Yalçın Çetin (S.BALCIOGLU 1987)

Resim 14. Yalçın Çetin
(S.BALCIOGLU 1987)
Türkiye'de canlandırma filmi yapan ve aynı zamanda belli bir düzeyin üstünde ürün vermiş, tanınmış sanatçılarımızdan Oğuz Aral 1960'lı yılların başında çizgi film çalışmalarına başlar. O yıllarda çok sayıda karikatür çizeri işsiz kalır. Fakat reklam ve sinema endüstrisi büyük bir canlılık yaşar. O dönemde henüz emekleme aşamasında olan reklam sektöründe çizgi film (canlandırma sineması), izleyicilerin ilgisini çekeceği düşüncesiyle önemsenmektedir ama bu işi profesyonel olarak bilen yoktu. Oğuz Aral, Tekin Aral. Yalçın Çetin ve Erim Gözen gibi sanatçılar çizgi film tekniği konusunda hiçbir deneyimleri olmamasına rağmen, kısa sürede sinema için hazırladılar. Oğuz
Aral "Çizgide Mizah" döneminde iyiden iyiye sessizleşen ve sözün asla yer almadığı katon biçimine; söz, ses ve hareketi getirdi (Sipahioğlu 1999: 208). Oğuz Aral i960'lı yılların sonunda çizgi film kariyerine nokta koyar (Sipahioğlu 1999: 209):
" ... Bir gün, baktım ki, bu işten nefret eder hale gelmişim. Arkadaşları, kardeşimi topladım ve onlara bu işin benim için artık bittiğini, onların dilediklerini yapmakta özgür olduklarını söyledim. Çok şaşırdılar. Altın yumurtlayan tavuğu yüzüstü bırakıp, gidiyordum ve nitekim gittim".



Devlet desteğinden ve ilgisinden uzak reklam filmleri hazırlamak amacıyla kurulmuş olan kalabalık kadrolu bu stüdyolar zaman içerisinde dağılır. Ülkemizde reklamcılık, canlandırma sinemasının gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır. Reklam filmi dışındaki canlandırma filmi denemelerine ise, özellikle ödüllü yarışmaların düzenlendiği 70'li yıllarda başlanmıştır. Türkiye'de canlandırma filmi yapan ve aynı zamanda belli bir düzeyin üstünde ürün vermiş, tanınmış sanatçılarımızdan Tonguç Yaşar 1970 yılında "Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?" ve "Yaşa Donkişot" gibi filmleri ile ödüller almıştır (Balcıoğlu ı987: 377).
Animasyon Tarihi. Teknikleri ve Türkiye' deki Yansımaları 1ı3 Canlandırma sinemasına ürün veren ve ödül alan sanatçılarımızdan bazıları ise; Emre Senan "Gergeadam" 1975, "Canlandırma Tabanca" 1976, "Kısasa Kısas" ve "Hayatında Eğri Çizgiyi İlk Kez Keşfeden Adam" 1977. Cemil Erez "65 KV" i974. Ateş Benice "Düğüm Nasıl Çözülür" 1976, "Hoca Bir Gün" ve 1980'de Zagreb Şenliği'nde gösterilen "Stereo" dur (Türün 1989: 11-12).
Animasyonun filmlerde, video kliplerde ve reklam filmlerinde kullanılması, ülkemizde çok daha büyük kitlelerin bu sanat türünü tanımasına ve sevmesine imkan tanımıştır; ancak animasyonun diğer ülkelerin eriştiği düzeyde olduğunu söylemek zordur. Diğer ülkelerde animasyon eserleri televizyonlarda günün her saatinde yayınlanırken, ülkemizde sadece çocuklar hedef alınarak, onlara uygun saatlerde yayınlanmaktadır. Başka bir ifadeyle ülkemizde animasyon eserleri, çoğunlukla çocuklara yönelik eserlerdir. Dolayısı ile bu noktanın animasyonun ülkemizdeki gelişimi açısından önemli bir yanlış ya da eksik algılama olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca bir çok Avrupa ülkesinde, devlet desteği ile gerek yerel, gerekse evrensel değer ve motiflerden hareketle eğitici animasyon filmler hazırlanıp büyük küçük herkese sunulmaktadır (Aygenç 1990 :3).
Her ne kadar ülkemizde gereken önem verilmemiş olsa da dünyada 19.yy da başlayan ve günümüze kadar süren deneysel araştırmalar sonucunda "canlandırma sineması" ve yapım teknikleri giderek daha üst düzeylere ulaşmaktadır. Bilim ve teknoloji yeni olanaklar sundukça, deneyimli ve bilinçli sanatçılar yetiştikçe bu gelişim daha da üst boyutlara taşınacaktır.

Kaynak: Filiz ŞENLER, ANİMASYON TARİHİ, TEKNİKLERİ VE TÜRKİYE'DEKİ YANSIMALARI

Yorum Yap